Ünlü sosyolog - yazar Ümit Meriç’le Çengelköy’deki evinde buluştuk. Türkiye’nin başörtülü iki profesöründen biri olan Ümit Meriç kediler, Mardin, babası Cemil Meriç, yüzme, mahalle baskısı, haşema ve sinema hakkında çarpıcı ve derinlikli açıklamalarda bulunduGeçenlerde 30 kişilik bir entelektüel grupla Mardin’de ‘Mardin Geleceğini Konuşuyor’ adlı toplantıya katıldınız...
Bilge Köyü’ndeki o meşum katliamın olduğu eve de gittik. Sosyolog Nilüfer Narlı’ya ‘Burası ilmin tıkandığı yer’ dedim. 44 kişinin çoluk çocuk, namazda öldürülmesini, bildiğim hiçbir kavram açıklamaya yetmiyor. O ‘Belki artık sosyolojide kuantuma başvurmak gerekecek’ dedi. Yani en ufak etkilerin en büyük sonuçları doğurabileceğini düşünmemiz gerekecek.
(Biri siyah, diğeri gri iki yavru kedi etrafımızda) Kedileri seviyorsunuz?
Çoook. Siyah olanı Hurma, gri ise Handan. Anneleri, Kadife, bir sokak kedisi; babaları da, Jojo, British Scottish! Her zaman kedilerim olmuştur. Ataköy’de 9’uncu katta oturduğum için kedi besleyemedim, hayvanlara ayıp olur diye. Kadınlara tavsiyem, evde depresif bir vaziyette oturacaklarına kedi alsınlar. Hurma Türkmenistan’a gidecek, orada siyah kedi yokmuş. Türünü temsil edecek. (Gülüyor.) Evvela, hilkatin bir şaheseri olan insana ve tabii hayvanlara ve bitkilere hayranım.
NEFERLER DEĞİL KURMAYLAR
Babanız Cemil Meriç, Türkiye’nin en önemli düşünürlerinden biri. Onun sizce en önemli özelliği neydi?
Cemil Meriç, yerel bir düşünürdür fakat ufukları bütün dünyanın kültürünü tarar. Ülkemize Hint Edebiyatı’nı getirmiştir. Saint Simon’u kaleme almıştır. Türkiye’ye Marx’tan başka önemli sosyalist düşünürler olduğunu anlatmıştır. Saint Simon’cular, bugünün dünyasını şekillendiren insanlardır. Panama Kanalı, Süveyş Kanalı’nın açılması, dünyanın demir ağlarla örülmesi onların öncülüğünde gerçekleşmiştir.
Vefatından önce, yazmayı düşündüğü fakat yazamadığı kitaplar var mıydı?
‘Eserlerimin kültür ciltleri tamamlandı, sıra irfan ciltlerinde’ dedi ve 70’inde öldü.
Cemil Meriç’in kitaplarının yeni baskıları ne zaman tamamlanacak?
Kültürden İrfana çıkmak üzere, çevirileri de İletişim Yayınları arasında çıkacak.
Babanız hakkında kitap yazdınız, çok şey de anlattınız fakat onunla ilgili özel bir sahne var mı zihninizde?
Babamın kütüphanesinde 11 bin cilt kitap vardı. Bunların yarısı ağabeyime, yarısı bana kaldı. Şimdi benim de 10 bin cilt kitabım var. Babam gözlerini kaybettiğinde, geceleyin kalkıp kitaplara dokunarak ağlıyordu, bir daha okuyamayacağı için...
Yaşasaydı, sizce bugün ne yapardı?
Babam, anneme hangi partiye oy vereceğini sorardı, o hangi partiye oy verirse babam da o partiye oy verirdi. Erbakan’a epeyce oy vermiştir. (Gülüyor) Bugün yaşasaydı AK Parti’ye oy vereceğine eminim. Çünkü hakkında yapılan en güzel konuşmalardan birini geçen yıl kıymetli Başbakanımız Tayyip Erdoğan yaptı.
Cemil Meriç’in yeterince okunmadığı söyleniyor. Sizce de öyle mi?
Kesinlikle hayır. Cemil Meriç, neferleri değil, kurmayları yetiştirir. Hayattayken onu takip edenler, bugünün kurmayları konumundadır. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız, dışişleri bakanımız, kültür bakanımız... Hepsi Cemil Meriç’i okumuştur. Babamın eserleri gayet iyi okunmuştur ve mesajı da gayet iyi anlaşılmıştır.
Hakkında yazılan kitapları nasıl buluyorsunuz?
Özellikle Dücane (Cündioğlu) Bey’in kitaplarının onun doğru anlaşılmasına büyük bir katkı sağladığı fikrindeyim. Onun yazdığı üç kitabın, babamın eserlerinin bir devamı niteliği taşıdığını düşünüyorum. Cemil Meriç hakkındaki diğer kitapların da gayet ilgiye değer olduğu muhakkak.
İLİMPEREST DÖNEMİ GEÇTİM
Dücane Beyin Cemil Meriç Belgeseli hakkında ne düşünüyorsunuz?
Babamı yaşarken tanımış 70 kişiyle birebir görüşülerek, tanıklıklarla hazırlanmış bir belgeseldir. Hilmi Yavuz hiç beğenmemiş. Fakat çoğunlukla beğenildi. Belgeselin amacına ulaştığı fikrindeyim.
Dünden Yarına Sosyoloji ile Sosyolojik Düşünce Atlası adlı iki kitap yazacaktınız.
Dünden Yarına Sosyoloji’de yazmaya niyetlendiğim düşünceleri, İçimdeki Cennete Yolculuk kitabımda kısmen yazdım. Dolayısıyla onun yazılmama ihtimali, yazılma ihtimalinden daha yüksek. Fakat Konfüçyüs’ten başlayıp günümüze kadar gelen bir sosyoloji atlası hazırlamayı düşünüyorum. Bütün kıtaları ve bütün zamanları kucaklamaya yönelen iddialı bir çalışma. Global dünyaya sosyolojik düşünceyle ilgili bir fikir verecek. Türkiye’nin de böyle bir kitapla mücehhez olmasını istiyorum. Fakat bu benim yaşama sebebim değil.
Nedir peki, yaşama sebebiniz?
İlimperest olduğum bir dönem yaşamıştım. Onu terk ettim.
Başka projeleriniz var mı?
Seyahatnamelerde İstanbul adlı bir kitap hazırlıyorum. İstanbul’a Doğu Roma zamanında gelmiş ilk seyyahtan, 20’inci yüzyıl yazarı Juan Goytisolo’ya kadar birçok seyyahtan alıntılar yer alıyor. İstanbullulara nasıl bir şehirde yaşadıklarını duyumsatmak istiyorum. Ayrıca, İstanbul’la ilgili yazılarımı bir kitap haline getireceğim. Asırların Harman Yeri Anadolu adlı bir kitap çalışmam daha var. Bir de Hayatımdan Hayvan Hikayeleri diye, hayvanlarla ilgili bir kitap yazacağım.
Kuantum tasavvufun çömezi
Tasavvufun son dönemde popülerleşmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Kuantum da popülerleşiyor... Tasavvuf ayağa düşürülecek bir konu değil fakat ben yine de beşeriyetin idrakinde bir açılım olması itibariyle yararlı buluyorum. Bence tasavvuf, her şeyin birbiriyle bağlı olduğu hakikatini gösterir. Hiçbir şey tesadüf değildir. Bizim idrakimizi aşan bir irtibatlar dünyasında yaşıyoruz. Bu da ‘mana’nın her şeye raptedilmiş olduğu hakikatini işaret eder.
Kuantum fiziği felsefesi ile tasavvuf arasında bir benzerlik var mı sizce?
Kuantum benim için tasavvufun çömezidir. Bizim irfan ve hikmet geleneğimiz ordinaryüs profesörse, kuantum ortaokulu bitirmiş bir çocuk konumundadır. Kuantumun geleceği de tasavvuftur. Batı dünyası tasavvufu bilmediği için yeni bir şey keşfettiklerini sanıyorlar. Rahman ve Rahim olan bir Rabbin kulları olduğumuz için şefkate çok önem veriyorum. Şefkatin tayin edici bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
62 yaşındayım, Boğaz’ı yüzerek geçeceğim
Mahalle baskısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mahalle baskısı kavramını ortaya atan Şerif (Mardin) Bey bile bunun yanlış yorumları yol açtığını söyledi. Bu kadar büyütülecek bir kavram ya da olay değil. Sadece mahalle baskısı yok. Evvela kendi kendimize uyguladığımız bir baskı, otosansür var. Bence mahalle baskısından ziyade ilçe baskısı var. Çünkü İstanbul’un birçok ilçesi ayrı ülkeler gibi. Ben başörtümle Caddebostan’da yürürken, karşıdan yaklaşan bir bayan tarafından göz hapsine alınıyorum ve geçip gidene kadar o göz hapsinden kurtulamıyorum. Sahil baskısı da var. Sahilde insanlar gözleriyle beni eleştiriyorlar. (Gülümsüyor)
Oturduğunuz sitenin havuzunu kullanıyor musunuz?
Evet. Ben bu siteye geldiğimde haşemayla havuza giren kimse yoktu. Dedim ki ‘Ben hacıyım ama aynı zamanda sportmenim de. Dolayısıyla havuza haşemayla gireceğim.’ Buraya yeni taşınan bir başörtülü bayan benim haşema giymeme çok sevindi. Çünkü daha önce oturduğu sitede haşemalıların havuza girmesi yasakmış.
Haşema rahat mı peki?
Çok rahat. Tavsiye ederim. Gerçek bir mayo. Su zaten üstünden akıp gidiyor.
İyi bir yüzücü müsünüz?
Elbette. 19 Temmuz’daki Boğaz’ı geçme yarışına katılmaya niyetindeydim. Başvuru tarihini kaçırmışım. Önümüzdeki sene inşallah Asya’dan Avrupa’ya yüzerek geçeceğim.
Başörtülü olmanın temel anlamı nedir?
Başörtülü olmak bir iddiadır, imanın taçlanmasıdır. Başörtülülerin, bu iddiayı canlı tutması lazım. Başkalarına karşı değil, kendilerine karşı. Ben imanın başkalarıyla bir hesaplaşma konusu haline gelmesine karşıyım.
Sizden başka Türkiye’de bir başörtülü profesör daha var: Lütfiye Müslümanoğlu. Kendisiyle tanışıyor musunuz?
Evet. Lütfiye Hanım tıp doktoru. O da istifa etmişti. Okyanus diye bir spor merkezinde kendisiyle karşılaşıyoruz; o da yüzüyor.
Vay canına!..
Televizyon, otomobil ve bilgisayar, vücudumuzu kullanmaktan uzaklaştırdı bizi. Boğaz’ı yüzerek geçtiğimde, 63 yaşında, torunlarıma örnek olacağım. Bir de Hz. Peygamber’in tavsiyesidir yüzme.
Kaynak: http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/murat-mentes/cemil-meric-kime-oy-verecegini-esine-sorardi-haber-200342.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder